Reklam
Reklam

Röportaj: Dr. Mustafa Naci Yalçınkaya

Röportaj: Dr. Mustafa Naci Yalçınkaya

Röportaj: Dr. Mustafa Naci Yalçınkaya
08 Şubat 2017 - 20:50 - Güncelleme: 04 Mayıs 2019 - 23:36

Karadeniz Ereğli'nin tanınmış ve sevilen simalarından hayır sever iş adamı Doktor Mustafa  Naci Yalçınkaya ile Gazetemiz Karadeniz Son havadis olarak çok özel Röportaj gerçekleştirdik, Dr. Naci Yalçınkaya , gazetemize yaptığı çok özel açıklamalarla Özgeçmişinden siyasi yaşamına , Başkanlık sisteminden Evet mi hayır mı sorularına kadar birçok konudaki sorularımıza içtenlikle cevap verdi.

Dr. Naci Yalçınkaya  ile gerçekleştirdiğimiz O röportaj;

KARADENİZ SON HAVADİS: Sayın Yalçınkaya  okurlarımız için sizden kısaca özgeçmişinizle ilgili bilgi alabilir miyiz?

 

DR. NACİ YALÇINKAYA : 1961 Of Trabzon doğumluyum.7 Çocuklu bir ailenin 5. çocuğuyum. Anam okur-yazar olmadığı halde arif bir kadındı. Babam terzilik yapan, sözü dinlenir sosyal-siyasal hayatın içinde olan bir esnaf idi. Okuryazar olmayan anam ve ilk okul diplomasını sonradan alan babam, 7 çocuğunun 4 üne Üniversite eğitim yaptıracak kadar feraset sahibi bir kişiliğe sahiptiler. Her ikisine de Allahtan rahmet diliyorum.

 

KARADENİZ SON HAVADİS: Nasıl bir eğitim hayatınız oldu ?

DR. NACİ YALÇINKAYA : İlkokulu köyümde okudum. Devlet Parasız yatılı sınavlarını kazandığım için orta öğretimimi Trabzon Lisesi pansiyonunda yatılı öğrenci olarak okudum. Ülkemize çok sayıda insan yetiştiren TRABZON LİSESİNDEN sonra yine Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdim. 

KARADENİZ SON HAVADİS: Aile hayatınızdan kısaca bahsedermisiniz ?

DR. NACİ YALÇINKAYA : Evliyim ,3 erkek evladımız var. Büyük oğlum İnşaat Mühendisi ,ikizlerin biri inşaat mühendisliğini son sınıf, diğeri de Hukuk fakültesi 3 sınıf öğrencisi.

KARADENİZ SON HAVADİS: Naci Yalçınkaya'nın iş hayatı nasıldır ?

DR. NACİ YALÇINKAYA : Akademisyenliği çok sevmeme rağmen  o günün şartları gereği birinci basamak hekimliğinde karar kıldım. Konya’da 2 yıl görev yaptıktan sonra  Kdz.Ereğli’ye tayin oldum.1999  yılında da devlet memurluğundan istifa ettim.1995 yılında Türkiye’de ilk kez KDZ.AİLE HEKİMLİĞİ SAĞLIK MERKEZİNİ kurdum.  Henüz ülkemizde özel sağlık kuruluşları ile ilgili hiçbir mevzuat yok iken 1996 yılında o günün şartları gereği bu özel sağlık kuruluşunu POLİKLİNİĞE çevirdim.2000 yılında TAM DONANIMLI ÖZEL BİR AMBULANSI Kdz.EREĞLİ ve bölge halkının hizmetine  sundum.2004 yılında da ÖZEL AMBULANS SERVİSİ kurdum.Özel sağlık sektöründeki hızlı gelişim gereği kuruluşumuzu Tıp merkezine çevirerek hizmete devam ediyorum.Özet olarak bölgemize 25 yıla yakın bir süredir özel sağlık hizmeti vermekteyim.

 

KARADENİZ SON HAVADİS: Siyasetle tanışmanız ne zaman oldu?

 

DR. NACİ YALÇINKAYA : Bu dönemde rahmetli babam gibi sürekli olarak siyasi ve sosyal hayatın içinde oldum. Ortaokul yıllarımdan bu güne ülkemizin MESELELERİNE kafa yoran biri olarak Kdz.EREĞLİ’de;

Bir çok sivil toplum kuruluşunun kurucu ,yöneticisi ve başkanlığını yaptım.2004 yılı yerel seçimlerinde AK PARTİ BELEDİYE BAŞKAN ADAY ADAYI oldum.2005-2008 yılları arasında AK PARTİ İLÇE YÖNETİM KURULU Üyeliği 2007 genel seçimlerinde AK PARTİ İLÇE S..K.M.BAŞKANLIĞI 2011 genel seçimlerde AK PARTİ MİLLET VEKİLLİĞİ ADAY ADAYI oldum.

2013 yılında Kdz.Ereğli TİCARET SANAYİ ODASI MECLİS ÜYELİĞİNE seçildim. Halen bu görevi yürütmekteyim.

 

 

 

KARADENİZ SON HAVADİS: Sayın Yalçınkaya sizce hizmet siyaset dışındada yapılabilirmi ?

 

DR. NACİ YALÇINKAYA : Hayatını hedefleri doğrultusunda yaşayan bir insanım. Şunu çok açıklıkla söyleyebilirim ki  siyasi makam anlamında (belediye başkanlığı ,milletvekilliği aday adayı olmadan önce de) bir hedefim olmadı. Siyaset ve STK ları hizmet merkezli  gördüğüm için bu makamları kendime hedef olarak seçmedim. Hizmet yapılmak istendiğinde bunun her zaman değişik yolları olduğuna inanırım.

 

  KARADENİZ SON HAVADİS: Ülkemizin en önemli gündem konusu olan Başkanlık sistemi ve referandum süreci  ile ilgili olarak düşüncelerinizi alabilirmiyiz ?   DR. NACİ YALÇINKAYA : Nisan 2017 de referandum için sandığa gittiğimizde cevaplamamız gereken bir soru olacak .Evet mi Hayır mı? Soru da kısa cevap ta kısa. Tıpkı nikah memurlarının sorduğu soru gibi. Sorunun cevabı saniyeler sürse de o sürece geliş hiçte öyle kolay ve kısa sürede olmuyor. Önümüzdeki referandumda olduğu gibi. Bu noktaya nasıl geldik? Bu sohbetimiz akademik bir söyleşi olmayıp kişisel bilgi ve deneyimlerimin kağıda aktarılmasıdır.

 

 

1-Milli iradenin tecellisi olarak ilk anayasamız ile son anayasamız arasındaki süreç.

 

2-15 yıldır iktidar olan AK PARTİ iktidar mıydı yoksa muktedir mi idi?

3-11.inci Cumhurbaşkanı seçimlerinde yaşananlar ve 367 krizi.

4-Yönetim sistemleri mükemmel midir, mutlakıyet mi içerir?

5-15 Temmuz ihanet girişimi ve dünyadaki güç(Enerji) savaşı?

6-Anayasa maddelerinde yapılan değişiklikler.

7-Kimler Evetten kimler Hayırdan yana?

Evet veya hayır cevabını verebilmek için bu sorular daha da artırılabilir. Aslında her bir soru çok geniş bir araştırmayı gerektirir. Ancak olabildiğince kısa şekilde düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

1-Milli iradenin tecellisi olarak ilk anayasamız ile son anayasamız arasındaki süreç nedir;

Demokratik rejimin asli unsuru EGEMENLİĞİN MİLLETE ait olmasıdır. 21 yüzyılda devlet yönetiminin üç asli unsuru olan YASAMA-YÜRÜTME-YARGI güçlerinin MİLLETİN EGEMENLİĞİ karşısında nasıl konuşlandıkları demokratik sistemleri belirler.

Salt parlamenter sistemler olduğu gibi salt başkanlık sistemleri de demokratik yöntemler olup yarı başkanlık denilen uygulamalar da mevcuttur. Parlamentolu sistemlerde tek olabildiği gibi birden fazla parlamento da olabilir.1960-1980 arasında bizdeki SENATO gibi.

Günümüzde daha demokratik olan GÜÇLER AYRILIĞI sistemleri olduğu gibi bizim 1921 anayasasında olduğu gibi güçlerin Büyük Millet Meclisinde toplandığı durumlarda vardır.

Özet olarak diyebiliriz ki her ülkenin tarihi, sosyo-kültürel geçmişi, jeopolitik konumu ve gelecek planlamaları YÖNETİM SİSTEMLERİNİ belirler. Tıpkı bizim tarihi geçmişimiz gibi. Orta Asyada “HAN”lıklar sonra SULTANLAR,daha sonra PADİŞAHLIK-MEŞRUTİYET,ve nihayetinde EGEMENLİĞİN MİLLETTE olduğu CUMHURİYET.

Cumhuriyetin ilk yıllarında güçlerin TBMM de toplandığı TEK PARTİLİ bir dönem. Aslında o yıllarda birden fazla parti kurulmuştu. O kadar ki Türkiye Komünist Partisi bile

kurulmuştu. Lakin yönetimde yerleri olamadığı için tek partili ve partili Cumhurbaşkanlığı dönemi diyebiliyoruz.

1946 dan sonra siyasi ortam çok partili olmakla beraber PARTİLİ CUMHURBAŞKANLIĞI dönemi 1960 darbesine kadar devam etti.1960 dan sonra çok partili parlamenter sisteme ilaveten Millete ait olan Egemenliğin kullanılmasının TBMM’ye bırakılması sakıncalı olacağı düşüncesi ile “YETKİLİ ORGANLARIN” ilave edildiği bir dönem başlar. Ne yazık ki bu sistemde yürümeyince 12 Eylül İhtilali ile sistem bir kez daha değiştirilir. Cumhuriyet senatosu kaldırılır. Cumhurbaşkanının yetkileri TBMM nin hareket kabiliyetini ,gerek görüldüğü durumlarda frenlemek amacıyla artırıldığı bir sisteme geçilir.

1923 de Osmanlı bakiyesi üzerine kurulan ve resmi olarak ta 1923 de tüm dünyaya ilan edilen CUMHURİYET REJİMİMİZ (ki bu rejimin tanımı Türk Dil Kurumu sözlüğünde; Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi şeklinde tanımlanıyor) millete ait olan egemenlik iradesinin nasıl kullanılacağı tartışmasını sürekli yaşanmış. Tek partili(1946 da çok partiliye geçiş) kuvvetler bütünlüğü ve partili cumhurbaşkanı şekliyle 1960 yılına gelindi. 1961 Anayasası ile egemenlik hakkını ,darbecilerin yaptığı Anayasanın belirlediği YETKİLİ ORGANLAR eliyle kullanılmaya başlandı. Ve bu sistem 1982 Anayasası ile yeniden düzenlendi. Egemenlik hakkı sadece YETKİLİ ORGANLARA da bırakılmayıp tepelerine YETKİLİ ama SORUMSUZ bir Cumhurbaşkanı ilave edildi. Taki 11.inci Cumhurbaşkanının seçimi gelip çatana kadar. Cumhuriyet rejiminin temel ilkesi olan millet iradesinin kullanımına hep YETKİLİ ama SORUMSUZ ortaklar ilave edilerek günümüze gelindi.

2-15 yıldır iktidar olan AK PARTİ sadece iktidar mıydı yoksa muktedir mi idi?

Günümüzde en çok eleştirilen bir hususta budur.15 yıldır iktidarsınız ,ne istediniz de yapamadınız, tüm yetkiler elinizde, hatta terör için muhalefet ve özellikle CHP ne istiyorsanız destek vermeye hazırız demesine rağmen siz daha da fazla yetki istiyorsunuz?. İstediğiniz yasayı, yönetmeliği çıkarıyorsunuz, istediğiniz kişileri, üst düzey bürokrat, Vali ,kaymakam, emniyet müdürü olarak atıyorsunuz. TSK de hiyerarşi bırakmadınız vs vs. Peki gerçekte böyle mi acaba? AK PARTİ 15 yıldır sınırsız yetkileri kullanan MUKTEDİR bir HÜKÜMET Mİ ?

Somut olaylar üzerinden gidelim.

i-2004 yılında KAMU YÖNETİMİ TEMEL YASA TASARISINI Sn.A.Necdet Sezer ÜNİTER YAPIYI tehdit eder gerekçesi ile veto etti. Hani bu gün hep eleştirilen “İDARE YETKİLERİ” merkezde ve tek elde topluyor idi. Halbuki 2004 yılında bu tasarı ile Merkezi yönetim adalet, güvenlik, istihbarat, dış politika, eğitim ve diyanet dışındaki sağlık, kültür, spor, çevre ve orman, tarım ve köy işleri, sanayi, ticaret ve bayındırlık Bakanlığı görev ve yetkilerini yerel yönetimlere bırakıyordu. AK PARTİ bu kadar büyük bir reformist kanunu hayata geçiremedi. Hani AK PARTİ MUKTEDİR idi.

ii-2008 yılında AK PARTİ’ye “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu “ gerekçesi ile dava açılmış 11 üyenin 10 bu doğrultuda karar vermiş ancak ceza olarak 6 üye kapatılmasına,4 üye hazine yardımının kesilmesine karar vermiş. Aradan 10 yıl geçmedi. O gün kapatma gerekçesi olarak gösterilen olaylar(Başörtüsü vs) bu gün çok daha özgürce yaşanabiliyor. Bu kadar sübjektife kriterler ile TEK BAŞINA İKTİDAR olan bir parti kapatılacak ve 70 civarında yöneticisi siyasi yasaklı olacaktı. Bu mu AK PARTİNİNİ MUKTEDİRLİĞİ.

iii-Sabih Kanadoğlunun ortaya attığı ve CHP ve vesayet odaklarının sahiplendiği 11.inci cumhurbaşkanını seçmek için uydurulan 367 krizi. Milletin iradesine başvurmak için gidilen erken seçim ile çözülebildi. Bu mu SİYASİ MUKTEDİRLİK.

iv-27 Nisan e-muhtırası MUZ cumhuriyetinin HÜKÜMETİNE mi verildi. MUKTEDİR olan bir hükümete bağlı TSK böyle bir muhtıra verebilir miydi?

v-11 Cumhurbaşkanının seçimi öncesi dönemin Gn.Kurmay Başkanı tüm medyanın canlı yayın olarak verdiği basın açıklamasında “SÖZDE DEĞİL ÖZDE DEMOKRAT CUMHURBAŞKANI SEÇİLSİN İSTERİZ” dedi. Bu açıklamayı hangi sıfatla yapabildi. MUKTEDİR olan bir hükümet döneminde böyle bir açıklamayı devletin memuru olan bir kişi yapabilir mi?

vi- Yavuz Donat 2013 yılındaki bir yazısında yazdı:11 Cumhurbaşkanımız Sn.Abdullah Gül’ün eşi Sn.Hayrünisa Gül eşini milletvekili iken, Dışişleri bakanı iken, Başbakan iken hatta Cumhurbaşkanı olduğu ilk yıllarda bile TBMM locasından izleyemedi. Bu mu MUKTEDİR olmak.

vii-2007 yılında AK PARTİ nin kurucu lideri ve başbakanının eşi Sn.Emine ERDOĞAN , sırf baş örtülü olduğu için GATA da yatan ülkemizin en büyük sanatçılarından biri olan rahmetli Nejat Uygur’u hastane yatağında dönemin başbakanının eşi olduğu halde ziyaret edemedi. Bu mu MUKTEDİR PARTİ.

viii- 2008 yılında 550 milletvekilli meclisimizden 411 milletvekilimizin oyu ile kabul edilen ve Üniversite öğrencilerine başörtüsü özgürlüğü getiren anayasa değişikliği yasası Anayasa mahkemesince iptal edildi. Bu mu MUKTEDİR HÜKÜMET. Üstelik bu gün öyle bir gündemimiz bile yok.

ix-Cumhurbaşkanının eşi baş örtülü olduğu için protokol gereği elini sıkmaktan kaçmak için sırtını dönen GENERAL yaptığı saygısızlık-terbiyesizlikten sonra da görevine devam edebildi. Bu mu MUKTEDİRLİK.

Bu saydıklarımı sadece kamuoyunun gündemine taşınan vakalar. AK APRTİ 15 yıl iktidarda olduğu gerçeği 15 yıl MUKTEDİR olduğu anlamına gelmiyor. Bu iddiayı bilinçli olarak yapanlar VESAYET ODAKLARININ sözcülüğüne devam edenlerdir.

3-11.inci Cumhurbaşkanı seçimlerinde yaşananlar ve 367 krizi.

Cumhuriyetimizin kurulduğu ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 1.Cumhurbaşkanı olarak seçildiği ilk seçimden bu güne CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ hep krizli bir süreç olmuştur.

i-Birinci Cumhurbaşkanımız (MAREŞAL) Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 4 kez cumhurbaşkanı seçildi. Seçim günleri tüm milletvekilleri seçimlere katılmamış. Seçime katılan milletvekillerinin tümünün oyunu alarak 4 kez de oy birliği ile seçildi.

ii-İkinci Cumhurbaşkanımız( ORGENERAL )merhum İsmet İnönü 4 kez seçildi. İlk üç seçimde oylamaya katılanların oy birliği ile seçilmiş. Son seçimde ise 1 turda oy çokluğu seçilmiş .İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinde dönemin Gn. Kurmay Başkanı (Mareşal Fevzi Çakmak 1944 de emekli oldu) aktif destek vermiştir.4.ke seçildiğinde ise F.Çakmak artık Gn. Kurmay Başkanı değildir.

iii-Üçüncü Cumhurbaşkanımız Rahmetli Celal Bayar 3 kez seçilmiş olup hepsinde de 1 turda oy çokluğu ile seçilmiştir.(Demokrat Parti dönemi ve Partili Cumhurbaşkanlığı dönemi devam ediyor).

iv-1960 ihtilali ile yönetime el koyan Dönemin Milli Birlik Komitesi Başkanı ORGENERAL Cemal Gürsel 1961 de 1 turda oy çokluğu ile seçilmiş.

v-Beşinci Cumhurbaşkanı ORGENERAL rahmetli Cevdet Sunay 1 turda oy çokluğu ile seçilmiştir.

vi-Altıncı Cumhurbaşkanı rahmetli ORAMİRAL Fahri Korutürk 15.turda oy çokluğu ile seçilebildi. İlk turlarda iki asker kökenli Tekin ARIBURUN , Faruk GÜRLER ve sivil siyasetçi Ferruh BOZBEYLİ yarıştı. Asker kökenliler Demirel ve Ecevit tarafından desteklendi. 7-8 turdan sonuç alınamayınca dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Muhittin TAYLAN isminde mutabık kalan siyasetçiler aday olabilmesi için tabi senatör atamasını yapmayan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay engeline takıldı. Boş turlar devam etti. Oramirallikten emekli ve kontenjan senatörü rahmetli Fahri KORUTÜRK ismi üzerine mutabık kalan siyasiler 15. turda oy çokluğu ile altıncı Cumhurbaşkanını seçti.

vii-12 Eylül gerekçelerinden sayılan 7. inci cumhurbaşkanlığı seçimleri 11 Eylül de 124. tur yapılmasına rağmen seçilemedi. 12 Eylül ihtilalinin lideri ORGENEARL Kenan Evren ANAYSA oylamasına konulan geçici bir madde gereği halk oylaması ile seçilmiş oldu.

viii-Sekizinci Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut ÖZAL 3 turda salt çoğunlukla seçildi.

ix-Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 3 turda salt çoğunlukla seçildi.

x-Onuncu Cumhurbaşkanı Sn.A.Necdet Sezer de 3 turda salt çoğunluk ile seçildi.

xi-2007 yılında görev süresi dolan Sn.A.Necdet Sezer yerine seçilecek cumhurbaşkanının AK PARTİLİ olma ihtimali % 100 idi. Çünkü ilk iki turda nitelikli çoğunluk olmaz ise 3 turda salt çoğunluğa sahip olan AK PARTİ nin göstereceği bir adayın kazanamama ihtimali yoktu. Çünkü 1982 anayasası ile ilk 4 turda cumhurbaşkanı seçilemez ise meclis otomatik olarak fesih edilmiş oluyordu.

Özal ve Demirel için yapılan seçimlerin ilk 2 turu için meclisin açılabilmesi ve seçim yapabilmesi için 367 sayısının gerekliliği gündeme dahi gelmemişti. Ne zamanki eşi baş örtülü olan bir kişinin (Sn. Abdullah GÜL) CUMHURBAŞKANI seçilme ihtimali gündeme geldi. Bunu nasıl engelleriz kampanyaları başladı. Emekli yargıç Sabih KANADOĞLU Meclisin toplanabilmesi için 367 milletvekilinin hazır olması gerektiği tezini ortaya atınca asker-sivil-tüm vesayet odakları (27 Nisan e-muhtırası) muhalefet bu can simidine sarıldı. Yapılan ilk tur oylamayı CHP hemen Anayasa mahkemesine taşıdı. Oradan istediği kararın çıkmaması durumunda ülkenin felakete sürükleneceği tehdidini savuran CHP Genel Başkanı Deniz Baykal istediğini ANAYASA MAHKEMESİNDEN aldı. Yapılan ilk iki turu yok sayan ANAYASA MAHKEMESİ Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kilitlemiş oldu. Bunun üzerine AK PARTİ kurmayları ERKEN SEÇİM kararı alarak Türkiye’nin önüne farklı bir yol açtı. Erken seçim sonrası meclis aritmetiğinde AK PARTİ 367 ye tek başına ulaşamadı. Ancak MHP lideri Sn Devlet BAHÇELİ Cumhurbaşkanlığı seçimleri için parti olarak meclise gireceklerini beyan etmesi üzerine 367 garabeti aşılarak seçimler yapılabildi.

On birinci Cumhurbaşkanı Sn Abdullah Gül 3.turda salt çoğunlukla seçilmiş oldu. Yeni meclis 367 ve benzeri garabetlerin bir daha yaşanmaması için mini bir ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ PAKETİ yasalaştırdı. Cumhurbaşkanının halk oyu ile seçilmesini, seçim şeklini ,görev süresini ve ikinci kez seçilmesini içeren kanun 21 Ekim 2007 de yapılan REFERANDUM ile %69 ile kabul edildi. Bu referandum parlamenter sistemimizin temelini yerinden sarstı. Çünkü 1982 darbe anayasasını hazırlayanlar CUMHURBAŞKANINA çok fazla yetki vererek SEÇİLMİŞ HÜKÜMETLERİ frenleme görevi vermişti.Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile MİLLİ İRADENİN meşrulaştırdığı siyasi yetkiyi kullanacak olan CUMHURBAŞKANINI var olan yetkiler göz önüne alındığında YÜRÜTMEYİ FİİLİ OLARAK İKİ BAŞLI yapacaktı. Ve öyle de oldu. Nasıl ki;

Celal Bayar ile Adnan Menderes ,

Kenan Evren ile Turgut Özal,

Turgut Özal ile Mesut Yılmaz-Yıldırım Akbulut,

Süleyman Demirel ile Tansu Çiller-Necmettin Erbakan,

Ahmet Necdet Sezer ile Bülent Ecevit(Anayasa fırlatması),Recep Tayyip Erdoğan

arasında yönetim krizi oluştuysa. Cumhurbaşkanının halk tarafından direk seçilmesi ile bu kriz çatışmaya ve kaosa gitme ihtimali çok yüksek olacaktı. Sn.Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği çatışma ve kaosu engellemiş olması her zaman için çözüm olamazdı.

Yine devreye MHP lideri Sn.Devlet Bahçeli girerek testi kırılmadan çözüm yolu açtı. Ve bu yolun şeklinin hazırlanmasına da aktif katkı vererek kendi siyasi görüşüne göre olası tehlikelerin önlemesini sağladı. Keşke CHP de sürece aktif katılıp, kuvvetler ayrılığı, denetim-kontrol, yargı bağımsızlığı gibi çekincelerinin bertaraf edilme yollarını arasaydı.

4-Yönetim sistemleri mükemmel midir, mutlakıyet mi içerir?

Her ne kadar başta CHP olmak üzere bir kısım muhalefet REJİM DEĞİŞİYOR dese de rejim tartışmasının olmadığını hepimiz biliyoruz. Çünkü ;Cumhuriyet rejimimin tanımı; Hükûmet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Genel olarak ikiye ayrılır;

1. Sembolik Cumhurbaşkanlığı: Ülkeyi ve milleti temsil eden seçilmiş bir kişinin devletin başında bulunmasıdır. Sadece temsil yetkisi vardır. Çoğu zaman meclis tarafından seçilir (kesin bir kural değildir). Fiili idare görevi ve sorumluluğu yoktur. Tüm yetkiler başbakandadır.

2. Etkin Cumhurbaşkanlığı (Yarı-Başkanlık): Geniş yetkileri vardır ve başbakan üzerinde bağlayıcıdır. Genellikle halk tarafından seçilir (kesin bir kural değildir).

Cumhuriyet rejiminin başarılı olması demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler, seçme ve seçilme şartlarının evrensel insani değerlere uygun olması ile olur. Her ikisinin de iyi yanları ve eksik yanları vardır. Çünkü uygulama alanında insanların gelenek görenekleri sosyo-kültürel geçmişleri, jeopolitik konumları, dini ve etnik kimlikleri gibi bir çok etken olumlu-olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Sembolik Cumhurbaşkanlığı ki bizim ülkemizde 1960-1980 arası kısmı bir uygulama alanı olmuştur. Ve bu dönemde parlamentomuz İKİ MECLİSLİ idi. 1923 den günümüze kadar ise etkin cumhurbaşkanlarımız oldu ama parlamentomuz buna uyumlu değildi.

Aslında partili cumhurbaşkanları dönemleri olan 1923-1960 arasında ETKİN CUMHURBAŞKANLIĞI sistemini uygulamaya çalışmışız.1946 yılından sonra geçtiğimiz çok partili sistem ise etkin cumhurbaşkanı yanında etkin parlamento olup Menderes-Bayar çekişmesi ile 1960 lara gelindi. 1961 anayasası ile Sembolik Cumhurbaşkanlığı dönemini yaşamaya çalıştık .Burada da sistemi tam oturtamadığımız için yürümedi.1982 anayasası ile ETKİN CUMHURBAŞKANI-ETKİN PARLAMENTO modeli uygulamaya çalıştık ki en fazla tökezlenen dönemler de bu yıllardır. Sonuç olarak hiçbir İDARE YÖNTEMİ kusursuz değildir. Ve de mutlakıyet içermez.

5-15 Temmuz ihanet girişimi ve dünyadaki güç(Enerji) savaşı?

15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığımız terörist darbe girişimi insanlık tarihinde hiç bir devletin başına gelmemiştir.

*Vatan hainlerinin 50 lı yılı aşkın bir sürede hazırlanışı

*Aziz milletimizin insanlık tarihinde görülmeyecek bir şekilde karşı duruşu, *Terörist darbecilere 16 Temmuz sabah güneşini göstermeyişi.

Adli sistemimize ait 13-14 000 hakim-savcının yaklaşık 4000 ninin FETÖ cü olduğu,

TSK mizin toplam 350 civarındaki GENERALLERİNDEN yarısı olan 150-160 generalin, subay-astsubaylarını % 40 nın FETÖ cü olduğu,

81 İl Emniyet Müdürünün 75 inin FETÖ cü olduğu,

Bu örgütün Valisi, Kaymakamı, bürokratı, iş adamı, STK si ev hanımı, öğrencisi yüzbinleri aşan bir insan gücüne sahip. Dünyada 7 kıta 200 e yakın ülkede faaliyet gösteren bir örgüt. İngiltere, İsrail, ABD başta olmak üzere tüm emperyal güçlerin desteklediği ve bu güçle saldırdıkları TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ve AZİZ MİLLETİMİZ.

15 Temmuz gecesi uğradıkları mağlubiyet sonrası FETÖ ve arkasındaki güçlerin pes edip vazgeçeceklerini düşünmek en basit ifade ile AHMAKLIK olur. O halde o gece başaramadıklarını başka yol ve yöntemlerle başarmak isteyecekler. Aradan geçen bunca zaman ve yüz binlerce insanın tespit edilmesine rağmen hala temizlenememiş olmaları işin zorluğunu ve mücadelenin süresini anlatmaktadır.

Bu kadar büyük bir organizasyonu kullanan EMPERYAL güçler ,aralarındaki ENERJİ SAVAŞLARI için şu sıralar Ortadoğu’yu seçmişler. Örtülü bir şekilde 3.dünya savaşının yaşandığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Ülkemizin ,bu savaşta yok olmaması için güçlü bir yönetime ve birlik içinde bir ülkeye sahip olmamız gerekir.

6-Anayasa maddelerinde yapılan değişiklikler.

Aslında evet-hayır oyu vermek için sadece bu madde üzerinde tartışma, incelemek, eleştirmek gerekirdi. Ne yazık ki bu güne kadar normal şartlar altında yapabildiğimiz bir ANAYASA değişimi olamadı. Onun için de maddeler üzerine tek tek yorum yapamayacağım. Zaten o hususta yetkin biri de değilim. Genel çerçevede bir değerlendirme yapabilirim.

*Milletvekili seçilme yaşının 18’e düşürülmesi ve 550 vekilin sayısının 600’a çıkarılması önceliği olmayan bir hususlar.

*Parlamenter sistemimizdeki yürütmenin başı olan BAŞBAKNALIĞI kaldırıp onun yerine CUMHURBAŞKANINI yürütmenin başı yapmak hukuk tekniği açısından bir çok maddenin değişmesini gerektiriyor.

*Var olan anayasamızda sorumsuz cumhurbaşkanının denetimi ile yürütmenin başı olan cumhurbaşkanının denetimini karşılaştırmak ta çok anlamsız. Ancak bu hususta yapılan değişikliklerin yeterli olduğu kanaatindeyim. Burada en önemli güvence ve denetim makamı MİLLETİN KENDİSİDİR.

*Yasama-yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı sisteminin teknik alt yapısının yeterli olduğu ancak Siyasi Partiler ve Seçim Kanununun mutlaka değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Seçim barajının düşürülmesi ve beraberinde de 100 tane Türkiye milletvekilliği getirilmelidir.% 1 oy oranı olan her siyasi görüş TBMM de temsil hakkı kazanmalıdır.

*Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda ciddi atımlar atıldı. Bu güne kadar “TÜRK MİLLETİ” adına karar veren yargımızın meşruiyetini Türk Milletinden almadığını biliyoruz.2010 yılı öncesine kadar kendi içinde yürüyen bir KAST sistemi ile yargı yönetildi. Sonrası ise malumumuz.

Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk yıllardaki İSTİKLAL MAHKEMELRİNDEN başlayıp,1960 ihtilali sonrası YASSIADA DURUŞMALARI,12 Eylül sonrası YAŞINI BÜYÜTÜP BİR “SAĞDAN BİR SOLDAN” idam ettirilen fidanlarımız,28 Şubat sonrası Genelkurmaya cübbeleri ile BRİFİNG ALMAYA koşup giden yüksek yargıçlarımız.

Anayasa ve HSK üyelerinin ,meşruiyetini milletten alan makamlarca seçilmeleri çok doğru ve çok geç kalınmış bir husus. Burada görev yapacak üyelerin özellikleri ve görev süreleri değişkenlik arz edebilir. Asıl olan MİLLİ İRADENİN üzerinde bir gücün olamayacağıdır.

*Devlet içinde bir devlet daha varmış gibi ASKERİ MAHKEMELRİMİZİN varlığı kadar anti demokratik bir uygulama olamazdı. “Herkes kanun karşısında eşit ancak askerler hele hele de GENERALLER daha da bir eşit”(!!!) idi.

*Bu güne kadar TSK, Devlet Denetleme Kurulunun görev alanına girmiyordu. Bu değişiklikler sonrası TSK da DDK nun görev alanında.

Yeni yapılan değişikliklerdeki hukuki tekniğini anlamam. Ama bildiğim bir şey var ise o da yasama-yürütme-yargı erkinin üçü de meşruiyetini MİLLİ İRADEDEN alması gerektiğidir. Bu husustaki teknik düzenlemeler konunun uzmanlarının işi.

7-Kimler Evet ’ten kimler Hayır’dan yana?

Herhangi bir konuda kararımızı etkileyen birden fazla etken vardır. Öyle zamanlar olur ki çok çok önemli bir kararı önemsiz görünen şeylerden etkilenerek veririz. Bu durum kişisel olduğu kadar kurumsal ve toplumsal kararlarda da geçerlidir. Önemsiz gibi görülen küçük küçük olaylar bir araya geldiğinde güçlü bir iradenin ortaya çıkmasını sağlayabilir. MİLLETİN SAĞ DUYUSU dediğimiz şeyde buna iyi bir örnektir.

Bazen takdir ettiğimiz güvendiğimiz kişi ve kurumların doğrultusunda kararımızı veririz bazen de bunun tam tersini yaparız. Referandumda vereceğimiz karar için bu hususun çok belirleyici olacağını düşünüyorum. Bu duruma hukukta usulün esastan öne geçtiği durum denir. Sn. Süleyman Demirel’in “HAKLI OLMAK YETMEZ HAKLI KALMAK GEREKİR” sözü de bu hususu izah eder.

REFERANDUMDA KİMLER HAYIR DİYOR

i-CHP;Ana muhalefet partisi olarak hem mecliste hem de sahada aktif olarak HAYIR için çalışıyor. Sadece sistem değişikliği değil REJİM değişikliği olduğunu ileri sürerek CUMHURİYETİN bekasının oylandığını söylüyor. TBMM de onaylanan değişikliği de iptali için ANAYASA mahkemesine taşıyor.

ii-HDP. Anayasa değişikliğinin meclis görüşmelerinde aktif olarak karşı çıkan HDP ,oylamalarda meclisi terk ederek katılmamıştı. Biliyoruz ki 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi HDP EŞ Gn. Başkanı Sn Selahattin DEMİRTAŞ TBMM deki bir gurup toplantısını tek cümle ile bitirmişti. O cümle de “SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ” idi. Genel seçimlerdeki ana slogan ve hedefte buydu. HDP bu politikasının aksini henüz söylemedi. Ancak sahalarda da aktif olarak yok.

iii-SENDİKA ,MESLEK ODALARI ve STK ların bir kısmı

iv-Terörist başı Fettullah Gülen ve FETÖ ye ait kişi kurum her ne varsa hepsi.

v-A.B. ve ABD gibi ülkeler EVET çıkmasını istemiyor.

vi-AK PARTİ ve Cumhurbaşkanımız Sn. Recep TAYYİP ERDOĞAN’ a karşı olan bilumum zevat.

vii-Anayasa değişiklik yasasını inceleyip ÜLKENİN GELECEĞİ AÇISINDAN ZARARLI olacağına inanan kişi ve kurumlar.

viii-PKK,DAEŞ,DHKPC,PYD,YPG, gibi terör örgütleri.

REFERANDUMDA KİMLER EVET DİYOR

i-AK PARTİ; Kurumsal olarak uzun yıllardır BAŞKANLIK SİSTEMİNİ getirmek istiyor. Parlamenter sistemin aksaklıkları, koalisyonlar, istikrarsızlık, hantal bir bürokrasi ve siyasi irade, millet iradesini kullanan VESAYETÇİ “YETKİLİ ORGANLARIN” etkinliğini bertaraf etmek, 15 Temmuz ve terörle etkin mücadelenin yapılabilmesi için BAŞKANLIK SİSTEMİ istiyor.

ii-MHP; Önceki yıllarda karşı çıktığı BAŞKANLIK SİSTEMİNE özellikle 15 Temmuz ve sonrası yaşananlar, Suriye iç savaşı ile yaşanan 3.Dünya savaşı, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile oluşan fiili durum ve en önemlisi de DEVLETİMİZİN BEKA meselesi ile KARŞI KARŞIYA kalması EVET demesini gerektirdi.

iii- SENDİKA ,MESLEK ODALARI ve STK ların bir kısmı.

Seçmenimizin önemli bir kısmı EVET veya HAYIR diyecek olan kişi ve kurumlara bakarak kendi kararını verecek.

Bir kısım diyecek ki; AK PARTİ nin, MHP nin Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın ,şu sanatçı-aydın-entelektüel kişilerin istediği benim istediğim olamaz. O halde HAYIR diyorum. Bu işi bir adım daha ileri götürüp bu EVET diyen kitle ile aynı kare içinde görünmek bile bana hakaret olur. Hatta bu durumu daha da ileri götürerek;%49 luk koyun sürüsü, aklını-beyninin kullanamayacak olan ,TV lerde SENDE EVET DEMEYE VARMISIN diyenler, hırsız, rüşvetçi, yobaz, gerici, yaşam tarzıma kast edenlerle aynı karede olmam mümkün olamayacağı için HAYIR diyorum.

Bir kısımda diyecek ki; CHP, HDP ,Terör Örgütleri, Ülkemize düşman Batı Ülkeleri, Türkiye de her iyi güzel işe muhalefet eden sendika-meslek odaları, bu milleti aşağılayan, hor gören, koyun muamelesi yapan insanlarla aynı görüşte olmam mümkün değil. Onların HAYIR dediği yerde ben EVET diyorum.

Yukarıda izah etmeye çalıştığım hususları toplu olarak değerlendirdiğimde;

*Çok değişik nedenlerden dolayı başarılı olamayan Parlamenter sistemimizin ciddi bir ıslahata ihtiyacı olduğu kesindir.

*Buna ilaveten 12 Eylül dikta rejiminin hazırladığı anayasanın mutlaka değiştirilmesi gerektiği de tüm siyasi parti ve STK ların ortak fikridir.

*Sistemin tıkanıklığı, Ortadoğu’nun ateş çemberi içinde olması,15 Temmuzu yaşamış bir devlet-millet olarak TESTİ KIRILMADAN TEDBİR ALMANIN gerekliliği.

*15 Temmuz terörist darbe girişimini bertaraf eden KAHRAMAN MİLLETİMİZİN İRADESİNİN HER TÜRLÜ DENGE-DENETİMİ yapabilecek güçte olduğuna inanıyorum. Bunu her seçim ve referandumda ispat etmiştir.

 

 

 

 

KARADENİZ SON HAVADİS: Size çok özel bir soru sorsak cevabınız nasıl olur ?

 

DR. NACİ YALÇINKAYA :  Sorunuza bağlı desem

 

 

KARADENİZ SON HAVADİS: Referandum seçimlerinde oyunuz ne olacak Evet mi Hayır mı diye sorsak ?

 

  DR. NACİ YALÇINKAYA :  Yeni ANAYASA yapmak mümkün ol(a)madığı için yapılan bu değişiklikleri yeterli bulmamakla beraber YETMEZ AMA EVET DİYORUM.   KARADENİZ SON HAVADİS: Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederiz. Bizim sormadığımız,sizin eklemek istemiş olduğunuz bir şey var mı ?   DR. NACİ YALÇINKAYA : Öncelikle size , daha sonra bu röportajımızı okuyacak olan tüm okurlarınıza teşekkür ediyorum. Herkese selam olsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum