On bir ayın sultanını, gönüllerimize misafir ettiğimiz o huzur dolu iklimi yavaş yavaş geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Mahyaların ışığında ısınan geceler, sahurun bereketi ve iftar sofralarının o tarifsiz paylaşma heyecanı, yerini bayramın müjdeli sevincine bırakıyor. Ancak içimizde, her veda gibi biraz hüzün, biraz da "Acaba layıkıyla ağırlayabildik mi?" sorusunun ağırlığı var.
Ramadan, sadece bir aç kalma terbiyesi değil, aynı zamanda bir ruh disiplini ve vicdan muhasebesiydi. Modern hayatın bitmek bilmeyen gürültüsü içinde unuttuğumuz "sabır" kelimesini yeniden hatırlattı bize. Bölüşmenin ekmeği büyüttüğünü, bir bardak suyun ne büyük bir nimet olduğunu ve en önemlisi, yanımızdaki ihtiyaç sahibinin farkına varmanın insani bir sorumluluk olduğunu bir kez daha bizzat yaşayarak gördük.
Gidenin Ardından Kalan Miras
Bu sene de camiler doldu taştı, sofralar kuruldu; ama asıl önemlisi, o sofralara oturan gönüllerin bir olup olmadığıydı. Ramazan bizden ayrılırken aslında bize çok kıymetli bir emanet bırakıyor: Yumuşamış kalpler ve terbiye edilmiş bir nefis. Şimdi kendimize şu soruyu sorma vakti: Ramazan bittiğinde bu güzellikler de bitecek mi?
Sofralarımızdaki paylaşma azmi devam edecek mi?
Kırgınlıkları onarma isteğimiz kalıcı olacak mı?
Yardımlaşma refleksi sadece bu aya mı mahsustu?
Bayramı Hak Etmek
Elveda derken hüznümüzü, bayramın coşkusuyla teselli ediyoruz. Bayram, tutulan oruçların, edilen duaların ve sabırla beklenen vakitlerin bir nevi mükafatıdır. Ancak gerçek bayram; dargınların barıştığı, büyüklerin hatırlandığı, küçüklerin sevindiği ve Ramazan’da kazandığımız o güzel hasletleri yılın kalan on bir ayına yayabildiğimiz zamandır.
Şehrin üzerinden süzülen o manevi hava yerini bayram telaşına bırakırken, bu mübarek ayın tüm insanlığa huzur, barış ve kardeşlik getirmesini temenni ediyorum. Gönüllerimizdeki Ramazan bereketi hiç eksilmesin.
Güle güle Ya Şehr-i Ramazan... Seneye aynı huzurla kavuşmak ümidiyle.




YORUMLAR