Nevruz Farsça "yeni gün" demektir. İslâmiyyetten önce, İrân'da Zerdüşt'lük (Mecûsî'lik) inançları yaygındı.
Îrân'da ilk devlet kuran Pişdânî oğullarının dördüncü hükümdârı olan *Cemşîd (veyâ Cem),* sekizyüzsene saltanat sürmüş, beşyüz sene Îrâan'da önemli bir hastalık görülmemiş. Îran'a altın devrini yaşatmış. Bu hâlden istifâde eden Cemşîd, kendisinin tanrı olduğunu i'lân etmiş, halkı kendisine taptırmıştır.
Mart ayının yirmi birinci günü tahta çıktığı için, bugüne Nevruz diyerek* "yılbaşı" *ve* "dîni bayram" *i'lân etmiştir. Nevruz'un bayram olarak kutlanması ilk defa böyle başlamıştır. Bu kâfir bayramı, Îrân'da bugün de kutlanmaktadır.*
Cemşîd bin yaşında iken, Şeddâd'ın kardeşinin oğlu Dahhâk ile muhârebede yakalanmış, testere gibi olan balık kemiği ile ikiye biçilmiştir.
Zerdüşt Bayramı
*Nevruz,* Zerdüşt dîninin iki bayramından birisidir. Diğeri 21 Eylül'deki *Mihrican.* Her ikisi de güneşin hareketleriyle irtibatlı, mühim iki güne denk geliyor. Bu da Îrân'lılara hem güneşin hareketlerine ehemmiyet veren *Mitra dîninin;* hem de ateşe kıymet veren *Zerdüşt dîninin* te'sîrini açıkça gösteriyor.
21 Mart'ın bahar başlangıcı olarak kabul edildiği Nevruz'da ateş yakılarak üzerinden atlama geleneği vardır ki bu; bütün kötülük ve uğursuzlukların ateşle yakılıp yok olması inancına dayanır. Bu da Nevruz'un Zerdüşt* (Mecûsî) *geleneği olduğunun açık bir göstergesidir.* Bu sebeple herkes niyet eder ve yakılan ateşin üzerinden atlar.
Mecûsî:* Ateşe tapan, Zerdüşt dînini benimseyen anlamına gelmektedir.
Câhiller, Îrân'da ve başka islâm memleketlerinde, islâmiyyetden önce yaşamış olan kâfirlerin âdetlerini, tapınmalarını, bugün meydâna çıkararak ecdâd yâdigârı diyor, millete bunları yaptırıyorlar. Bu ise dîni bakımdan çok mahzurludur.* İngilizler de, bu islâm düşmanlığını körüklüyorlar.
Fıkh kitâplarında meselâ *Osmanlılar zamânında yaşamış fıkh âlimlerinden İbn-i Âbidîn'in meşhûr (Redd-ül-Muhtâr) kitâbında der ki:* "Nevruz ve Mihrican *[Mart'ın yirmibirinci ve Eylül'ün yirmiüçüncü]* günlerinde, bunların ismini söyleyerek hediye vermek câiz değildir, harâmdır. *Eğer bunu, müşriklerin saygı gösterdiği gibi ta'zîm* (hürmet) göstererek yaparsa kâfir olur. *Şayet bu günlerde, ta'zîm kast etmeden halkın âdetine uyarak bir müslümânâ hediye verse kâfir olmaz.* Ancak, şüpheyi def etmek için bunu anılan günlerden önce veyâ sonra yapmalıdır."
İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî Hazretleri ise kırkdördüncü mektûbda *(Nevruz günü geliyor. O günlerde, ne karışıklık, ne kadar taşkınlık, şaşkınlık olduğunu biliyorsunuz. O karanlık günleri atlatdıktan sonra, Allahü teâlâ nasîb ederse....)* buyuruyor.
Müslümânlıktan önce, Buhara ve havalisinde yaşayan bazı Türkler, Zerdüşt dînine girmişti. Bu da Asya'da kalan Türklerin bazılarının Nevruz'u kutlamalarını izah eder, ama Nevruz'un Türk bayramı olduğu manâsına gelmez.* Bu, Türkler üzerindeki Îrân ve Zerdüşt te'sîrini gösterir. Anadolu'da Nevruz hiçbir zamân yaygın olmamıştır. Kaynak: Tam İlmihal Saadeti Ebediye...




YORUMLAR