İmkanlar artınca, hayat kolaylaşınca, dertlerimizi bitirecek sanıyoruz. Ama yanılıyoruz. Çağ geliştikçe, sorunlar da artıyor. Bugün internet ve hukuk odağındaki son gelişmelere değinmek istiyorum. Özellikle çocuklar ile ilgili yayımlanan rapor çok dikkat çekici. Bu rapor çok çarpıcı ve üzücü bir gerçeği ortaya koyuyor. Tüm ebeveynler çok dikkatli olmak zorunda!
ÇAĞIN CEVABINDAN KAÇILAN SORULARI!
ABD'nin Los Angeles şehrinde görülen, kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve teknoloji çağının en kritik sorularını yargı önüne taşıyan dava sonuçlandı. Yıllardır sorduğumuz sorular şuydu: Sosyal medya şirketleri yalnızca birer "platform" mu? Yoksa kullanıcı davranışını şekillendiren aktif aktörler mi? Mahkemede de bunlar konuşulmuş, doğal olarak!..
KARARIN ÖZÜ
Mahkemenin konuyu ele alışı algoritmaların ve "sonsuz kaydırma" gibi tasarım araçlarının bağımlılık üretip üretmediği sorusunda düğümleniyor. Mahkeme, bu tasarım tercihlerini pasif bir araç değil, bilinçli bir yönlendirme olarak değerlendiriyor.
Bu yaklaşım, teknoloji şirketlerinin klasik "aracı hizmet sağlayıcı" savunmasını geçersiz kılıyor.
TASARIM SORUMLULUĞU: META VE YOUTUBE
Bu davada, genç kullanıcıların sosyal medya bağımlılığı nedeniyle psikolojik zarar gördüğü iddia edilmişti. Davayı inceleyen mahkeme jürisi, şirketlerin yalnızca içerikten değil, kullanıcıyı platformda tutmaya yönelik tasarım tercihlerinden de sorumlu olabileceğine karar verdi. Yani mahkeme, sadece içerikleri değil; 'yazılım tasarımını' da incelerim demiş oldu!
İKİ KRİTİK TESPİT
Yargılamada dile getirilen iki önemli husus var: Birincisi, "bu sistemler tesadüfen değil, kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre içeride tutmak için tasarlandı" şeklindeki tespit. İkincisi ise; Sosyal medya "artık ifade özgürlüğü meselesi değil, ürün güvenliği meselesidir" ifadesiyle kayda geçen cümle. Artık dijital dünyada sorumluluğun çerçevesini çizerken "tüketici hukukuna yakın" bir yorum yapma zamanı geliyor. Bu çok sevindirici bir gelişme! Meta'nın ve YouTube'un bu kararla üç milyon dolarlık bir tazminata mahkûm olması önemli. Pek tabi karar kesin değil, karar üst mercilerce incelendikten sonra kesinleşecek. Ancak bu yorumun yapılması kıymetli ve bir dönüşümün habercisi. Bu karar, internet hukukuna dair her ihtilafı salt 'ifade özgürlüğü' parantezine alma eğilimindeki Anayasa Mahkememizin yorumlarına da yansır umarım!
DİJİTAL EBEVEYNLİK ÇOK DAHA ÖNEMLİ
"Çocuklarımızı sadece sokakta değil, ekranın içinde de korumak zorundayız" şeklindeki sıkça tekrar edilen klişe cümlenin önemi, yapay zekâ ile farklı ve daha tehlikeli bir boyuta evrildi. Tehlike, internetle beraber görünür olmaktan çıkmıştı. Yapay zekâ ile üretilen, gerçek ile ayırt edilmesi neredeyse imkânsız içerikler ile "sapkınlığın boyutu" da değişti. Birleşik Krallık'ta kurulmuş, internet üzerindeki özellikle çocuk istismarı içerikleriyle mücadele eden bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan Internet Watch Foundation tarafından yayımlanan son rapor, bu tehdidin boyutunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: Sadece bir yıl içinde yapay zekâ üretimi çocuk istismarı içeriklerinde %14 artış yaşanmış ve 8 binden fazla içerik tespit edilmiş bu rapora göre. Bu ciddi bir tehlikenin kol gezdiğinin göstergesi!
SUÇLULUK YAYILIYOR
Asıl ürkütücü olan, bu içeriklerin niteliği. Rapora göre yapay zekâ ile üretilen materyaller çok daha "uç, karmaşık ve gerçekçi..." Hatta rapor, yapay zekâ ile üretilen bu materyallerin yarısından fazlasının, şiddet ve sadizm içeren seviyede olduğunu bildiriyor. Artık tek bir fotoğraf üzerinden sahte ama son derece inandırıcı görüntüler üretilebiliyor. Bu, yalnızca suçun yayılmasını kolaylaştırmıyor; aynı zamanda çocukların dijital ortamda sürekli bir tehdit altında olduğu anlamına geliyor.
FARKINDALIK ÜST DÜZEYDE OLMALI
Bugün mesele yalnızca "çocuğun ne izlediği" değil. Çocuğun "neye maruz kalacağı" ihtimalidir. Raporda belirtilen ve karanlık ağlarda bu içerikleri üretmeyi öğreten "kursların" bile dolaşımda olması, tehlikenin ne kadar sistematik hale geldiğini gösteriyor. Aileler için en kritik adım, dijital dünyayı yasaklamak değil pek tabi. Bu dünyayı anlamak ve çocuk için yine onunla yönetmek. Çünkü artık çocuklarımızı korumak, sadece fiziksel değil, dijital ebeveynlik sorumluluğu gerektiriyor. Bu durumların getirdiği bir ihtiyaç da hukuki düzenlemelerin ihdas edilmesidir... Mesela "Aile ve Çocuk Dostu Ülke" olarak markalaşmak adına Türkiye bu alanda neden öncü olmasın?...




YORUMLAR